
İğneyi Bize
Çok bildik bir söz vardır, ‘İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırmak’ diye. Bir konu hakkında değerlendirme yapılırken sadece eleştirmek yermek yanı sıra kendini de bilmek gerektiğini anlatır bu atasözü. Bugün sizinle köşe yazarları ve gazetecileri anlatmak istiyorum. Yazıma başlamadan yerelde hiçbir kurum ve kişiyi de hedef almadığımı belirteyim Köşe yazıları sadece diğer köşe yazarları okusunlar diye yazılır. Ya da çok felsefi yazılır da okur anlamaz. Ama diğer köşeden laf atan olur da cevap için biri iki gün daha ne yazacağım diye düşünmeden ve fantezi saçmalamadan yazılabilir bu sayede. Bizde köşe ölümüne kapılır ve ömür boyu her şey dâhildir! Gazeteci ve basın mensubu olmanın hiçbir kriteri yoktur bu ülkede .Doğal Olarak ta Köşe yazarı olmanın da kriteri yoktur: Daha doğrusu aleni bir şart yoktur. Her yaştan, cinsten, eğitimden, uzmanlıktan-uzmansızlıktan, bilgiden-görgüden-görgüzlükten, dilden-küfürden velhasıl her şeyden köşe yazarı olunur. Bazen Köşe yazarı doğulur da.. Her gün yazmak bizde erdemdir! Başarıdır. Adamlıktır. Büyüklüktür. Her gün yazıldığı için de biz köşe yazarlarımızla yaşlanırız. Onlarla yaşarız,onlarla yeriz,içeriz,gezeriz hatta beraber yatağa gireriz. Şaka değil. En büyüklerimiz bizim için fedakârlık yaparlar. Ve fevkalade özel hayatlarının olmamasından yakınırlar. Her gün nasıl konu bulacağım ve yazacağım diye düşünmezler asla. Her konuda her kafadan yazarlar. En güzel de dün akşam ki yemeklerini anlatmalarıdır, orada duyduklarıdır. Onlar duyar yazarlar biz okur inanırız. Vay be deriz. Demek böyleyken böyleymiş..! Aydınlanırız. Bizim için en makbul köşe yazarı transfer ücretinden belli olanıdır. da diğer yaşdaşına ‘nasıl geçirenidir’!.. İşte bu yüzden en az bir köşe yazarını takip eden okurumuz hayata en az bi at boyu fark atar. O dün akşamdan kalmış olabilir, bu sabah bakanla kahvaltılı özel sohbette ne konuşulacağını biliyor olabilir, hangi holdingin hangi bağlantıdan ne kadar götürdüğünü biliyordur. Dünyaya Duyarlı Okuyucu İyi bir okuyucu çevresine öyle duyarlıdır ki? İşte iyi okur olmanın böyle gecelerde uykusuz kalma ve biraz ekran başında şeker ve tansiyon nöbetine girme riskleri de vardır. Ama olsun bu kadarı feda olsun. Çünkü biz bu davaya baş koyarken ağabeylerimiz ve babalarımız gibi canımızı da feda edebilirdik. Çünkü onlar zamanında çıkan siyah-beyaz gazetelerini gizli gizli okurlar, kolunun altında okula girmeye cesaret edenler ya canını tehlikeye atar ya da geleceğinden olurdu. Onlar o efsane! Dergilerin, gazetelerin etrafında örgütlenmiş sırf bu kuruluşların yaşaması için çocuklarının nafakasından feragat etmişlerdi… Gazetelerini okumak için açlık grevine girmişler, dergileri için matbaada uyumuşlardı… Ya şimdi öyle mi? Gazete sahibisin.Gazetecisin veya gazetede köşe yazarısın. İlk ve olmazsa olmaz şart; Muhalif olmayacaksın. Mevcut iktidar ve düzene yağdanlık olacaksın.Onlar sana el altından belgeler verecek,bu belgeleri Şok şok şok manşetleri ile kamuoyuna sunacaksın.O belgelerin doğru olup, olmaması hiç önemli değil. Sürekli erk sahipleri ile iç içe olacaksın.Yaygın basında Başbakan ve bakanlarla,yerelde ise milletvekili ve belediye başkanları ile kanka olacaksın. İşte o zaman el üstünde tutulursun. Ya olmazsa İşte o zaman yandı gülüm keten helva. İlan ve reklamlar kesilir yaşam şansın azılır.Senin yerine başka gazete ve gazeteciler var onlar ikame edilir.Çünkü onlar öyle hazır ki yalakalık yapmaya. Ulu Önder Atatürk’ Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir. ‘Türkiye basını milletin gerçek ses ve iradesinin doğduğu yer olan cumhuriyetin etrafında çelikten bir kale oluşturacaktır. Bir düşünce kalesi, düşünce yolu kalesi. Basın görevlilerinden bunu istemek, cumhuriyetin hakkıdır. Köşe yazarları ve gazeteciler sayesinde 86 yıl sonra; Ne kale oluşmuş ama değil mi? Mutlu ve aydınlık günler dileğiyle Yazar: Ismail Akar(GUNDEM) Tarih: 2008-08-02
|
|